Amacımız bağcıyı dövmek değil, asmaları kurutmak..

Bir ülke düşününki yıllarca kara bulutlar altında yağmur mu yağacak yoksa fırtınamı kopacak korkusuyla bakkala gidemeyen bir çocuk misali beklesin dursun. Ekonomisi Dünyanın kan emici kurumu İMF nin hakimiyetinde olsun, hükümetlerin çizgisini beyaz saray belirlesin, tüm yurtta kara borsa, kaçakçılık ve yoksulluk kol gezsin, asker dilediğinde hükümeti altüst etsin Başbakanı idam sehpasına çıkarsın ve daha niceleri…

Evet bunlar  ne Angola da ne Mozambik de nede  Zambiya da tamamı Türkiye de yaşandı. Bu topraklar bu insanlar bu millet çok cefa gördü çok sıkıntı çekti çok gözyaşı döktü, kardeşin kardeşi vurduğu, bakkallarda yağ, tüp bulunmazken silahın tezgah altlarından kahvehane köşelerinde insanların ceplerine konulduğu günler gördü.

Onca sıkıntılar atlatmış bu ülke yıllardır da terör belasıyla mücadele etmekteydi. Silah merdin elinde şerefli görevler başarmaya, savunma ve koruma sağlayan bir aletken, namerdin elinde kancık planların kalemi,  kahpe insanların maşası mazlumların ise elemi haline gelen can alıp yürek yakan ateş oluyordu. Bu silahlar yıllarca susmadı askerimiz, polisimiz, savunmasız sivil kardeşlerimiz yaşamlarını yitirdi binlerce şehit verdik onca gözü yaşlı ana eş ve çocuk kaldı geriye.

Ve yıllar sonra ardı sıra düşüp kalkan hükümetlerin, batıp çıkan kapatılıp açılan partilerin, yasaklanan siyasilerin peşinden biri çıkageldi. Önce parti kuruldu sonra yasaklar kaldırıldı seçimlerden yüksek oy oranı ile birinci çıkıp başbakanlığı devraldı derken aradan 10 yıl geçip gidiverdi. Yanlışıyla, doğrusuyla hatasıyla kusuruyla bir farklı yönetim sistemine geçiriliverdi Türkiye. Gölgelerin aralandığını, bulutların dağıldığını, iyiden iyiye görmeye köklü değişikliklerin olduğunu fark etmeye başladığımız bu günler de Muhalif kesimde gerçek yüzünü göstermeyi ihmal etmedi.

Denildi ki silahlar sussun kan akmasın bu konuda yapılacak her adımı desteklemeye hazırız.  Tam da bu ortam oluşuyordu,birilerinin hoşuna gitmemiş olsa gerek ki  herkes sözünden cayıp ardını dönüverdi. Evvela Muhalefetin bir kanadı Hainliktir bu yapılan, uzlaşma olamaz terör örgütüyle masaya oturulamaz dedi sonra öteki kanadı ise saklı işler yapılıyor gizli anlaşmalar var ülkeyi bölüyorlar diye yaygara koparmaya başladı. Bu muhalif tutuma alışık olan bizler bu diyalogu her zamanki itişmeler kakışmalar diye yorumluyorduk ki MHP lideri Sayın Devlet BAHÇELİ ortamın ısısını biranda değiştiriverdi. Grup toplantısındaki konuşmasında “Öl de ölelim, vur de vuralım “ sloganlarına “Onun da zamanı gelecek” diye karşılık vererek asıl niyetlerini gün yüzüne çıkarıverdi. Bataklığın kıyısından geçmiş bir ayağı hala ıslak olan bu ülkeyi geçmiş zamanki kardeş çatışmalarına, sağ sol uydurmacasını Türk-Kürt çatışmalarıyla değiştirmeye çalışanlar, amaçlarında kimleri kullandıklarını da açıkça ortaya koymuş oldular.

Zaman yumruk zamanı değil, zaman kan akıtma zamanı intikam zamanı, sokak çatışmalarının göz yaşlarının acıların yaşanacağı zaman hiç değil. Artık zaman konuşma, anlaşma, uzlaşma ve barışma kardeşlik zamanı. Birlik zamanı birliğin velayeti olan dirlik zamanı. Elbette muhalefet olacaktır, yönetimin yanlışı söylenecektir, siyasiler oylarını artırmaya yönelik eylemler yapacaktır ama bu asla ayrıştırmaya gitmemeli, söylemleriyle dahi olsa uzaktan yakından deyinilmemeli hatta ima olarak algılanır diyerekten bahsi geçtiğinde üstü kapatılmalı.

Bu ülkede bir şeyler oluyor ve olucak bizlerin elinden gelen tek şey dua etmek, yaşananların  Ülkemize ve Müslümanlığa hayırlar getirmesini dilemek ve beklemektir. Kovasında su olan bağı sulamaya, Sepeti olan üzüm toplamaya, sopası olan bağcıyı ve bağdakileri dövmeye giriyor ama bunların niyeti başka ellerinde testere var ne meyve isteriz nede yaprak diyenler milliyetçi geçinenlerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir