Cemaatlerde abilik kurumu nasıl işliyor?

cemaatlerde-abilik-kurumu-nasil-isliyorOnları görür görmez tanırız. Çünkü bize ilk el uzatan, halimizi hatırımızı en çok soran ve kendimizi orada en az yabancı hissettirendir. Gösterdiği ilgiden, yakınlıktan ve sıcaklıktan anlaşılır yani abi olduğu.

“Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayete erersiniz.” demişti Peygamber (a.s). Allah da onu doğrulamıştı: “O, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları var edendir.” (Enam:97) Allah’ın yıldızlardan kastı sadece ashab olmadığından, Peygamber yine bir gün ashabının arasında iken, onlardan sonra da yıldızlar gelebileceğini, hatta kendi zamanındaki yıldızların “arkadaşları” olduğunu söylemiş, onlardan sonra gelenler için ise “kardeşlerim” demişti.

Ashabın davası her ne kadar çağlar üstü olsa da yine de bizimle aynı zamanda yaşayan, bizimle çarşıda pazarda dolaşan yıldızlara ihtiyacımız vardı. Zira her çağın karanlığı farklı oluyordu ve Allah bu yüzden olsa gerek, yıldızlardan kimi kastettiğini söylememişti. Kendisi ile doğru yolu bulabileceğimiz herkes bir yıldız olabilirdi. Aynı zamanda da Rasulullah’ın bir kardeşi. Yıldız, bir âlim olabilirdi mesela, mücahidler olabilirdi, kanaat önderleri, davetçiler veyahut da cemaatlerdeki abiler.

Gerek klasik örgütlenme modelini benimseyen cemaatlerde gerekse de bir dernek ya da vakıf merkezli örgütlenen cemaatlerde işler “abilik kurumu” üzerinden yürür. Abiler, cemaat liderinin adeta yardımcılarıdırlar. Başka bir deyişle, birer mini-hoca, birer mini-liderdirler. Zira şimdiki tüm cemaat liderleri de zamanında çok sıkı çalışmış, cemaate büyük hizmetleri olmuş birer abi idiler ve modern cemaatlerdeki lider döngüsü bu şekilde sağlanmaktadır.

Abiler, cemaatin tüm işlerine koşturan kişilerdir. Bütün yük onların sırtındadır. En zor işi yaparlar: İnsanla uğraşırlar. İnsanın peşinden koşarlar. İnsanla uğraşmak kolay değildir zira. Peygamber sabrı gerektirir. Abiler bu yönüyle de birer mini-sahabe, birer mini-peygamber varisidirler. Kimisinde Yusuf’un tadı vardır, kimisinde İbrahim’in. Kimisi Osman kokar, kimisi Ömer.

Hasan El Benna, Seyyid Kutub, Mevdudi’yi abilerden duyduk

İslam’la tanışmamıza vesile olan ya da cemaate girdiğimizde ilk tanıştığımız insanlardır abiler. Sayıları da fazla değildir. Birkaç tanedir en fazla. Nedendir bilinmez ama bir dinî dernek ya da vakıfta aynı anda çokça abi bulunmaz. Onları görür görmez tanırız. Çünkü bize ilk el uzatan, halimizi hatırımızı en çok soran ve kendimizi orada en az yabancı hissettirendir. Gösterdiği ilgiden, yakınlıktan ve sıcaklıktan anlaşılır yani abi olduğu.

Abiler elimize ilk kitap verenlerdir. Bizi okumaya alıştırmak, bazı hayatlara aşina kılmak için ilkin hidayet romanları verirler. Sonra yavaş yavaş temel dinî eserleri okurken buluruz kendimizi. Sorular takılmaya başlar kafamıza. Abi gelir aklımıza: Allah’ın varlığını inanmayan arkadaşlarıma nasıl ispat edebilirim? Acaba namazım bozuldu mu? Öğretmen derste şöyle şöyle şeyler diyor, ne demeliyim abi?

Eylemlerde en önde görürüz abileri. En çok onlar bağırırlar. Onlar yönetir eylemi. Abi bizi götürmemiş olsa belki de hayatta eylem alanına ayak basmayacağız ama abi orada ise, bir hikmeti vardır ve demek ki orada bulunmak gerekir. Tekbir, diye bağırır abi. Ardından tüm kalabalık ses verir. Sonra yavaş yavaş olanlara alışır ve biz de abinin çağrısına cevap veririz. Hoşumuza gider bu sonra. En gür sesimizle slogan atarız. Eylemlere giderken ezgiler çalar otobüste. Abilerin dilinden bizim dilimize, gönlümüze düşer ezgiler. Ömer Karaoğlu’nun, Eşref Ziya Terzi’nin, Grup Genç’in çağa haykırışlarını duyarız abilerin dilinden.

Malcolm X’i abiler anlattı bize. Hasan El Benna, Seyyid Kutub, Mevdudi’yi onlardan duyduk. Metin Yüksel’in adı ve davası onlarla ulaştı bize. Çağımızda kim tağut, kim Firavun, kim Nemrut bildik. Annemizin taktığı başörtüsünün de bir davası olurmuş, öğrendik. Filistin’den haberimiz oldu. Çeçenistan gündemimize girdi. Bosna’ya, Afganistan’a karşı hassas olduk.

Biz de hayatımızda abi gibisine rastlamamışızdır çünkü

Giderek gündemimiz, iç dünyamız, hayallerimiz, zevklerimiz yaşıtlarımızdan farklılaştı abiler ile. Onların yolumuzu aydınlattıkları gibi öz abilerimiz yapmadı, yapamadı bunu. Abiler hayatımızda dönüm noktası oldular. Onlardan öncesine cahiliye, sonrasına Asr-ı Saadet diye baktık. Abisi olmayan yaşıtlarımızla daha az takılır olduk. Bizi alıp başka bir dünyanın içine soktu abiler. Artık hayata ve olaylara farklı gözle bakmaya başladık. Arkadaşlarımızın namaz kılmamasını, öğretmenimizin Allah’a Tanrı demesini, kız kardeşimizin başı açık olmasını ve annemizin Kuran’ı Arapçasından okumasını ama anlamını pek merak etmemesini garipser olduk. Sınıfımızda, mahallemizde, ailemizde yalnızlaştık. İslam’ı bizim gibi anlayanları aradık durduk buralarda. Bulamayınca da yalnız kaldık ve derneğimize, vakfımıza, cemaatimize, abimize daha çok takılır olduk.

Abi, bazen sohbetlerde Kur’andaki cinsellik ayetlerine getirir konuyu. Sınıfımızdaki kızlara dikkati çeker. Onlarla aramıza mesafe koymalıyız, der. Bir kızla yan yana oturmamalı, onunla kesinlikle tokalaşmamalı mesajı verilir sohbetlerde. Kızlara dikkat etmeli. O zamana kadar sınıfta kızlarla aynı sırada oturmuş, sınıfça yemeğe, pikniğe gitmiş, onlarla boş derslerde voleybol oynamış birisi olarak ilk başta anlayamayız abiyi. Girdiğimiz yeni ortam tüm bildiklerimizi sorgulatıp sil baştan bir dünya çizer bize. Sonra öğrendiklerimizi okulda hayata geçirme zamanı gelir. “Günaydın.” denilip, bakımlı, narin ve ojeli bir el uzatılır bize. Hemen Yusuf olamayız. Ne yapacağımızı şaşırırız bir an. “Şey, ben kızlarla tokalaşmıyorum.” “Daha dün tokalaştık.” demez karşıdaki. “Neden?” diye sorar. “Caiz değil.” “Nasıl yani?” diye merakla atılır karşı taraf. Bizi kolay kolay bırakacak değildir. Çünkü o da böyle bir şeyle karşılaşmamıştır daha önce. Bizim gibisine rastlamamıştır o ana dek ve eli o ana dek havada kalmamıştır hiç. Biz de hayatımızda abi gibisine rastlamamışızdır çünkü. “Değil işte.” diye kestirip atarız. Bunu deriz demesine de sohbeti bitirmek için mi deriz yoksa buna verecek tatmin edici bir cevap mı bulamadık bilmeyiz. “Peki.” der karşıdaki ve çekip gider.

Bir günahı başarıyla, abinin tam istediği gibi başımızdan savmışızdır ama içimiz bir türlü rahat değildir. Canımız sıkılır. Alışık değiliz böylesi günahları defetmeye. Zira bunların neden günah olduğunu daha kendimiz anlamış değiliz. Abilerle tanışana kadar bizim için günah; hırsızlık, yalan söylemek, adam öldürmek, içki içmek ve zina yapmak gibi şeylerdir. Kırdım mı diye düşünürüz karşıdakini. Bize uzatılan narin eller hiçbir zaman eksik olmayacaktır ve biz her seferinde aynı duyguları yaşarız. Yani günahı kendimizden uzak tutarız ama sonra da karşı tarafı düşünmeden edemeyiz. Sonra abiye gideriz yine. “Böyle böyle oldu.” deriz. “İlkin olur böyle, zamanla alışırsın.” der. “Kınayıcının kınamasından korkma ve doğru bildiğini yaşa.” Abi dediyse doğrudur deyip hayatımıza döneriz ama her seferinde de aynı duyguları yaşamaktan alıkoyamayız kendimizi.

Kızlarla aramıza bir mesafe girmeye başlar zamanla. Uzaklaşırız onlardan, oldukları ortamlardan. Ama onlardan uzaklaşan kalbimiz değil, bedenimizdir sadece. Psikolojik varlığımız değil, fizyolojik bütünlüğümüzdür. Yani zihnimiz değil; ellerimiz ve ayaklarımızdır. Bunu bir gün anlarız anlamasına ama o zaman da çok geç olur. Zira karşı cinsten uzaklaşırken mancınıkla uzaklaşmışızdır aslında. Yavaş yavaş gerilen mancınığın lastiği birgün koptuğunda, ağır ağır ve çokça uzaklaşmış olduğumuz varlığa doğru, bizim ve hiçkimsenin ummadığı bir hızla savruluruz.

Huzur Sokağı’nı okuduktan sonra anlarız ki, aslında Bilal, abi imiş. Her Bilal bir abi, her abi bir Bilal imiş. Ama Feyzalar nedense abinin değil hep bizim karşımıza çıkar. O Feyzalardan da abinin hiçbir zaman haberi olmaz. Anlamadığımız şey şudur: Bütün yaşadığımız bu zorlukları abi neden yaşamaz? Okulda karşı cinse davranışlarımızla, namaz kılmakla, oruç tutmakla neden sadece biz imtihan oluruz? Abiye hiç soramayız ama, onun ne ile imtihan olduğunu çok merak ederiz. Zira abi karşı cinsle nasıl muhatap olacağını çok iyi bilir. Öyle ki çevresinde imtihan olacağı bir kız bile görmeyiz. Yorgun ve uykulu olduğu zamanlarda bile namazını kaçırmaz. Ramazan’da biz oruç tuttuğumuza pişman olmuş şekilde bitkin bitkin iftar vaktini beklerken, abi sanki oruçlu değilmiş gibi, açlıktan pek etkilenmemiş görünür.

Abiler hidayet romanlarındaki kahramanlardır

Abi kaç yaşına gelirse gelsin yine de ortaokul çocukları ve lise talebeleriyle ilgilenir. Onları pikniğe, geziye götürür. Oyun oynar onlarla yaşına başına bakmadan. Abinin bir tarafı çocuktur hep. Bir tarafı mücahid. Eylem alanlarında tağutlara karşı öfkeli gördüğümüz abiyi piknikte çocuklarla oyun oynarken görürüz. Yani sevdi mi cennet kesilir abi, kızdı mı cehennem. Ama bize hiçbir zaman kızmaz. Tağutlara kızar sadece. Öfkesi onlaradır hep. Hangi hatayı yapsak, hangi görevi ihmal etsek, ne kadar kitap da okumasak, Kuran ezberi de yapmasak, sohbetlerde ya da namazda gülsek de abi kızmaz bize. Hiçbir şey olmamış gibi davranır. Cuma suresinde Allah’ın Hz. Peygambere tavsiye ettiği gibi hareket eder.

Abinin anne babasını, kardeşlerini merak ederiz. Acaba onların İslam’ı yaşayışları nasıl? Onlar da abi gibi midirler? Zannederiz ki abinin tüm aile efradı İslam’ın birer neferidir. Sohbetlerde abi ailesinden örnekler vermeye başlayınca anlarız kız kardeşlerinin hepsinin kapalı olmadığını. Bir gün abinin evine sohbete gittiğimizde farkederiz bütün kardeşlerinin namaz kılmadığını. Abinin gerek yaşadığı evin gerekse de ailesinin bizimkinden pek de farklı olmadığını görürüz. Çok sonraları, bir gün biz de abi olduğumuzda anlarız bazı şeyleri. Birer davetçi oluruz ama en yakınlarımıza sözümüz her daim arzu ettiğimiz oranda geçmez. Çoğu zaman başka ailelerin başka çocukları kulak verir. Abi bir İbrahim’dir ama meal ile daha yeni tanıştığımızdan böyle çıkarımlar yapamayız.

Abi bekar iken eve geç gittiği gibi evlenince de evine geç döner. Eşini ve çocuklarını merak ederiz. Eşinin bir mücahide, çocuklarının kendisi gibi birer mücahid olduğunu düşünürüz. Çocuklarını gördüğümüzde merakla inceleriz onları. Konuşmalarına, oturup kalkmalarına, namazı kılış şekillerine bakar dururuz. Birçok kereler şahit olduğumuz üzere bizimkinden çok farklı değildir. Hatta biz abinin bazı çocuklarına göre daha iyi durumdayızdır. Bize sakin sakin namaz kılmamızı öğütleyen abinin çocuklarının namazdaki bu telaşı da nedir? Abinin çocukları neden kitap okumazlar ve neden bu kadar yaramazlar? Bir kendi çocukluğumuza bakarız bir de abinin çocuklarına. Hayal kırıklığına uğrarız. Abi Nuh’tur ama bunu anlamak için daha çok erkendir bizim için.

Abiler bazen bizi anlamasalar da, bazen onları anlamasak da ve bizi hayal kırıklığına da uğratsalar bazen, abilik kurumu dinî dernek ve vakıfların devamlılığı için olmazsa olmazdır. Abilerin gayreti ile yürür işler. Onlardır cemaatte yeni birey döngüsünü sağlayan ve cemaati ayakta tutan. Onların vesilesi ile bu din bize ulaşır. Abiler Hz. Peygamberin (a.s) kardeşleridir. Bu çağın yıldızlarıdır kendileri ile yol bulduğumuz. Abiler hidayet romanlarındaki kahramanlardır. Onlar ile şehir daha bir çekilir, daha bir nefes alır hale gelir. Evrende keşfedilen yeni gezegenler gibi abiler de yeni yıldızlar keşfederler yeryüzünde. Yıldızlar çoğalır böylece. Gecelerimiz daha aydınlık olur ve yolumuzu bulmak daha bir kolaylaşır karanın ve denizin zifiri karanlıklarında.

 

Mevlüt Uğurlu Gebzeli abilerine ithaf ederek yazdı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.