Gazeteci-Yazar Ümit ERDOĞAN’ın Suriye İzlenimleri

gazeteci-yazar-umit-erdogan-in-suriye-izlenimleri

Daha önce irtibat kurduğum Ebu abdullah ile Hatayın Yayladağ ilçesinde buluştuk.Ebu Abdullah Türkmen asıllı ve Lazkiye’ye bağlı Türkmen köylerinde ailesi ile birlikte yaşıyor.Mücahidlerin sevkiyat işleri ve misafirlerini getirme işlerini yürütüyor.Yayladağına bağlı köylerin birisinden sınırdan geçiyoruz.Yaklaşık 1 saatlik orman yolculuğumuzun sonunda bomba seslerini yakından işittikçe Suriye’ye girdiğimizi anlıyorum.
Köyün ormanlık alanında ilerleyip kontrol noktasına yaklaştığımızda bizi Özgür Suriye Ordusu askerleri karşılıyor.Gece karanlığında Ebu Abdullah kendini tanıtıyor ve ilerlemeye devam ediyoruz.Ufak bir karakol gibi gözüksede aslında sayılarının 25-30 kişi civarında olduğunu yolda ilerledikçe görüyorum.Ebu Abdullah Nusret Cephesinden olduğunu söylediğinde hepsinin yüzlerinde bir memnuniyet ifadesi beliriyor ve çay ikram ederek masaya buyur ediyorlar.Elektrik yok fakat araç aküsünden aldıkları led ışıldak ile ortamı aydınlatıyorlar.Fakat daha Suriye’de ilk saatim olmasına rağmen idlib’e düşen bombaların seslerini duymaya başlıyorum.Ardından sıkışıp yardım isteyen Esed askerlerinin attığı izli mermileri görüyoruz gökyüzünde.O zaman içim biraz daha rahatlıyor.Uzakta olduklarını ve zor durumda olduklarını görmek bana güven veriyor.Bir müddet dinlendikten sonra oradan ayrılıp Ebu Abdullah`in köyüne doğru bulduğumuz bir araç ile gidiyoruz.Bu bölge de ki bütün askeri noktalar ele geçirilmiş.Fakat bombardıman halen devam ediyor.Yollarda bombaların açtığı çukurları görmemek mümkün değil.Köye girdiğimizde karanlıktan çok fazla çevreyi göremesemde dikkatli bakıldığında birçok kişinin ayakta olduğunu görebiliyordum.İlk gece evlerinde misafir oluyorum.Kalacağım oda ya eşyalarımı bıraktıktan sonra bizim için hazırlanan ve Türkiyeden getirilen balığı yiyerek karnımızı doyuruyoruz.Türkmen oldukları için dillerin anlamakta zorluk çekmiyorum.Yemeğin ardından çay kahve ikram etmek isteselerde çok sevmediğim için nazikçe reddediyorum.O zaman sana portakal suyu ikram edelim diyorlar.Yaz aylarının sıcağında bunu duyunca reddetmiyorum tabi ki.Tabi portakal suyu geldiğinde şaşırıyorum.Çünkü doktorların vitamin olarak verdiği portakal aromalı tabletleri portakal ve limonata olarak ikram ettiklerini öğreniyorum.Bu bölge ve Esed’in geri çekildiği diğer bölgelerde elektrik 2 yıldır yok.Çamaşır makinaları ve buzdolapları küf tutmuş durumda.Ama halk bu duruma alışmış.Esir gibi yaşamaktansa zorluklar altında özgürce yaşamayı tercih etmişler.

Ardından evin balkonuna çıkarak ebu abdullah ile Suriye’de çocukluğundan bugüne kadar yaşadıklarını dinliyorum.Neden Esed’e karşı mücadeleye başladınız diye soruyorum ve sonrasında derin bir nefes alarak konuşmaya başlıyor.Gelin bundan sonrasını onun ağzından dinleyelim yaşadıkları zulüm ve işkenceleri.

Esed bize çok zulmetti diyerek sözlerine başlıyor.Hiçbir Sünni Suriye’de büyük bir hastanede doktorluk yapamaz.Doktor olsa da devlet hastanelerine ataması yapılmaz.Öğretmen olamamız engellenirdi.Asker veya polis de olamazdik.Rütbeli asker olanlar ya zengin bir aileye sahip olacak ya da asker olsa bile emrine çok fazla asker verilmezdi.Elektirikler sürekli kesilirdi.Kesinlikle esed,asker ya da polis hakkında konuşamazdık.Konuşan olursa götürülür ve bir daha haber alamazdık.Sürekli bir baskı vardı sünni halk üzerinde.Alevi ve nusayriler sayıca az olmasına rağmen ülkenin bütün kaynakları onların emrine verilmişti.

Esed ve onun baskıcı rejimine karşı ayaklanmalar başladıktan 3-4 ay sonra köyümüzde bulunan askeri karakolda 2 sunni askere bize katılmalarını ya da firar etmelerini haber verdik.Bize katılmayıp köylerine dönmek istediklerini söylediler.Onlarda firar ettikten sonra karakola saldırarak karakolu ele geçirdik.Askerler çekilirken herşeyi paramparça edip yakarak kullanılmaz hale getirerek çekildiler.

Savaşın başladığı ilk günlerde mücadeleye başlayan ilk Türkmen köyü olduğumuz için Esed en çok bizim köyümüzü vurdu.Hatta 2 gün önce caminin yanına ve okulun bahçesine 2 bomba düştü.Allah’a şükür ölen olmadı.

Bu kısa sohbetten sonra yatsı namazını kıldıktan sonra bana ayrılan kanepede yatarak Suriye’de ilk gecemi geçirdim.Sabah namazına müteakip yola çıktık.Yolda en çok üç husus dikkatimi çekti.Birincisi bombardıman sonucu delik deşik olan yollar,bombardıman sonucu yanmaya devam eden orman ve tarlalar ile Türkiye’deki gibi her yolda gördüğümüze çocuk bile olsa selam verme adeti.

Nihayet 1-1,5 saatlik yolculuktan sonra Nusret Cephesi tarafından Karargah olarak kullanılan binaya geldik.Burası aynı zamanda bir hayırsever tarafından direnişçilere bağışlanan 3 katlı bir ev.Yol boyunca her muhalif gruba ait yerleri görmek mümkün.Herkes kendi bayrağını veya sembollerini kullanıyor.Fakat her grubun bina ve araçlarında mutlaka kelime-i tevhid çıkartması veya bandajlarını görmek mümkün.Karargahın sorumlusu olan Ebu Hasan bizi kapıda karşılayarak içeri buyur etti.İçeride nöbetten gelen ve istirahate çekilen mücahidlere selam verdikten sonra evin balkonuna çıktık.Balkonda yaklaşık 2 saat süren konuşmamızda en çok türkiye hakkında yönelttikleri sorulara cevap verdim.Çoğunlukla hükümetin yaptığı islami çalışmalar üzerinde konuşuldu.Okullardaki,kamu alanlarındaki ve hayatın diğer alanlarındaki ilerlemeleri konuştuk.Türkiyeyi çok yakından takip etmelerine rağmen bunları bilmemesi açıkça beni şaşırttı.Tabi Arapçam çok iyi olmadığı için çok fazla derin konulara giremedik.Sadece Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler ayeti konusu biraz gündem olsa da sonunu konuyu tatlıya bağladık.

Bir müddet dışarıyı izledikten sonra nöbet ve görev dönüşünden gelen direnişçiler ile birlikte kahvaltıyı yaptık.Antakya bölgesi ve Suriyelilerin en çok yedikleri humus’da sofranın başköşesini kaplıyordu.Gün içerisinde her gelen direnişçi ile kısa sohbetler gerçekleştirmeye çalıştık.Ama bu konuda hiç unutmadığım bir diyoloğu aktarmadan geçemem.

Röportajı gerçekleştireceğim Bölge Komutanı Ebu Ömer’i beklerken içeri gelen arap bir direnişçi mevcut grupları sayarak bana hangi gruba bağlı olduğumu sordu.Bende “Basın cephesi ” dediğimde önce biraz anlamaya çalıştı.Sonrasında gazeteci olduğumu söylediğimde kahkahalar ile gülüştük.gün içerisinde sürekli görevden ve nöbetten dönen direnişçiler oluyordu.Bir diğer konuşma da ise Ebu Cafer ile olmuştu.Kendisi İstanbulda üniversite öğrencisi iken direnişin başlaması ile üniversiteyi 2.yılın ortasında bitirerek burada direnişe katılıyor.Ne zaman okula devam edeceğini sorduğumda ise buradaki savaş hiç bitmeyecek o yüzden ben de artık okuyamayacağım demişti.Kendisi türkçe bilmesine rağmen 2 gün boyunca benimle arapça konuşarak beni şaşırtmıştı.Fakat daha sonra türkçe konuştuğunu öğrendim.Türkçe bilmesine rağmen çok fazla konuşmuyordu.En çok dikkatimi çeken ise hiç kimse görev dönüşü veya beklemek için oturduğunda boş kalmıyor,ya kur’an-ı kerim ya da bir kitap okuyordu.Bölge Komutanının başka gruplar ile toplantısı uzun sürdüğü için röportajımızı 1 gün ertelemek zorunda kaldık. Akşam olduğunda 2,5 yıldır kesik olan elektrik yüzünden kullandıkları jeneratör açılınca ortalık aydınlanıverdi ve cep telefonları ile telsizler prizlere takılmaya başladı. Akşam yemeği için sofraya oturduğumuzda çok zengin bir sofra olmasa da birkaç çeşit mevcuttu.Yemeğin ortasında uzun süredir bomba düşmemiş olan evin yakınlarına bomba düşmesi ile kısa süreli bir panik ve şaşkınlık yaşandı.Sofrada bulunanların yarısı silahlarını alarak dışarı çıktılar.Bu arada ışıklar söndürülerek yerimizin uçaklar tarafından görülmemesi sağlanıyordu.Bu arada tecrübeli olanlar bomba’nın nereden atıldığını konuşurlarken konuşmalarından Mig diye tabir edilen savaş uçaklarından atıldığını öğreniyorum.Şaşkınlığımı atlattıktan sonra yarım kalan yemeğe devam etmek için otursamda içimde hala bir ürperti vardı.Çünkü bomba düştüğünde bütün bina sallanmıştı.Daha oturalı 1-2 dk olmamıştı ki evin 25-30 metre yakınına sabah öğrendiğim kadarı ile 3 metre derinliğinde 6-7 metre çapında bir bombanın düşmesi ile bütün camlar patladı ve bazı kapılar kırıldı.2 kişi hafif sıyrıklarla yaralanmışlardı.Can havli ile kendimi dışarı attım ve binanın bodrum katına indik.O anı hiç unutamıyorum ve üzerinden günler geçmiş olmasına rağmen her tok ses geldiğinde bomba’nın etkisinden hala tedirgin olarak yaşıyorum.Yaklaşık olarak 1-2 saat geçirdikten sonra yatsı ezanının okunması ile biraz rahatlıyorum.Bu arada birçok direnişçi yatmak için hiçbirşey olmamış gibi camları temizleyerek yataklarını hazırladılar.

Bana ayrılan yatağa geçtiğimde ise tepelere düşen bomba seslerini duymamak mümkün değildi.Her saat başı düşen bombaların sesi ile uyanıyor ve yakınamı düştü diye düşünerek sabaha kadar uyuyamadım.Sabah ezanı ile kalktığımda ise olayın eve verdiği tahribat daha çok belli oluyordu.Her yerde cam kırıkları vardı ve duvarlarda çatlaklar oluşmuştu.

Kahvaltı yapıldıktan sonra tekrar Ebu Ömer’i beklemeye başlıyoruz.İşlerinin henüz bitmediğini öğreniyorum.Bu arada Nusret cephesi Sahil bölgesininin medya sorumlusu olan kişi gelerek soracağım soruları benden alarak yanımdan ayrıldı.Sonrasında 2.emir olan Ebu Adem gelerek beni bölgeyi gezdirmek üzere dışarıya çıkarıyor.Ebu Adem tıpki çeçenlere benziyor.Sorduğumda ise gülerek hayır ben suriyelim diyor. Cip’e binerek yola çıkıyoruz ve sabah 5-6’ya kadar toplantının sürdüğünü ve yeni uyandığını söylerek yola devam ediyoruz.Yolda 2’şer kişilik onlarca mobil tim’i görmek mümkün.Yolda yeni kurulan Irak-Şam islam devletinin binalarını görüyoruz.Araç sayıları ve direnişçi sayıları iyi derecede.Fakat dün gece ağır bombardıman sonucu binaları,araçları ve şehidlerinin olduğunu görüyordum.Yolda birkaç yerde bazı görüşmeler için durarak yola devam ediyoruz.Ebu Adem görüşmeleri yaparken benimde çevreyi gözlemleme ve köylülerle konuşma fırsatım oluyor.Halk’ta bir bıkkınlık ve yılmışlık görüyorum.2.5 yıldır aralıksız süren savaş onları çok yıpratmış.Çok fazla sokağa çıkmıyorlar.Ama bir gün zafer elde edip özgürce sokaklarda dolaşacakları günün özlemini çekiyorlar.Tabi bu arada sohbet devam ediyor.ABD’nn müdahalesini soruyorum.ABD’yi istemediklerini,çünkü Abd gelirse Esed’i değil bizi vurur diyor Ebu Adem.Fakat Rusya gelsin.Çünkü Rusya para için herşeyi yapar diyor.Suriyeye askerlerini göndermez fakat silah verir.Korkak Esed askerler bu silahlarını bırakıp kaçtığı için bizde bu silahları ganimet olarak alıyoruz diyor.Geçtiğimiz yollarda dün gece ki bombardımandan nasibini almış.Tarlaları çaresizce tek başına söndürmeye çalışan gözü yaşlı amcayı görüyor ve duruyoruz.Ebu Adem bazı sorular soruyor.Kendi çabaları ile arazisini kurtarmaya çalışsa da sabaha kadar bombardıman devam ettiği için birçok yer yanmış ve umutsuzca kalan yerleri kurtarmak için söndürmek için çabalıyor.Her yer yangın yerine dönmüş durumda.Evler ,tarlalar,camiler ve ormanlar.Bu arada bir köyde biraz bekliyoruz.Bu arada bende çevreyi gözlemleye devam ediyorum.Yanımızda sonradan bize dahil olan koruma görevlisi olan mücahid baraka durumda olan bakkaldan erimiş çikolata ve sıcak meyve suyu ikram ediyor.Çünkü burada 2 yıldır elektrikler yok.Fakat bu duruma artık aldırış etmiyorlar.Ebu Adem gelince tekrar yola devem ediyoruz.Ormanın içerisinde işlek bir yolda Ermenilerden ele geçirilen bir bina’ya geliyoruz.Yolu ele geçirilen bir tank ile kontrol altında tutmaya çalışıyorlar.Bu arada Çeçen,Dağıstan ve Azeri olan 3 kişilik bir grup ile Türkçe sohbet ediyoruz.Yılların tecrübeli savaşçılarının rahatlıkları beni biraz olsun rahatlatıyor.Çok neşeli ve rahat olmaları yılların tecrübesini yansıtıyor.Buraya Allah’ın kelimesini yüceltmek ve mazlumların hakkını korumak için geldiklerini söylüyorlar.İçlerinden evli olan birisi eşini Türkiyede bırakarak buraya gelmiş.Sonrasında yakın bir zamanda ortak operasyon sonucu ele geçirilen ganimetlerin Irak-Şam İslam devletine ait bir araç Nusret cephesine düşen payını getirmek için kamyonet ile yanaşıyor.Yaklaşık 10 dk.boyunca inen roketler,mermiler,anti tank mayınları,roketatarlar ve havan toplarını izliyoruz.Bu arada bunu gören çeçenler;güzel iş çıkarmışlar diyerek espiri yapıyor.Burada ele geçirilip kurtarılan bölgeler hiçbir grubun sorumluluğunda değil.Bütün gruplar ortak hareket ediyorlar.Operasyonlara birlikte gidiyorlar.Bir bölgede büyük her gruptan birilerini görmek mümkün.

Oradan ayrılarak röportajı gerçekleştireceğimiz binaya gidiyoruz.Akşam yemeğini yedikten sonra haberleri televizyonu örtü ile kapatarak izlyorlar. Gözlerini haramdan korumaya özen gösteriyorlar.ÖSO’ya ait kanalda direniş videoları izliyorum.Operasyonları kimlerin yaptığını soruyorum.Genelde bütün gruplar yaptıkları operasyonların videosunu ÖSO’ya verdiklerini ve bunları kendileri yapmış gibi yayınladıklarını söylüyorlar.Bundan rahatsız olan gruplar son 1.5 yıldır kendi medya birimlerini oluşturmaya başlamışlar.Artık herkes videolarını kendi isimleri ile yayınlıyorlar.ÖSO işin içine para girdikten sonra mücadeleyi bıraktı ve para için kavga etmeye başladı diyorlar.Röportaj için kamera ve soruları hazırlarken bombardıman yeniden başlıyor ve ışıklar sönüyor.Nusret Cephesi Lazkiye Komutanı Ebu Ömer istersem binanın alt katında inebileceğimizi söylediğinde bunu hemen kabul ediyorum.Çünkü bir gün önce evin yakınına düşen bombanın tedirginliği hala devam ediyordu.Alt katta çekim için kamerayı hazırladım.Karanlık olduğu için cep telefonlarının ışığı ile ortamı zar-zor aydınlattım ve kameranın kayıt düğmesine basarak röportaja başladık.Röportaj bittikten sonra Ebu Ömer bana bir jest yaparak kendi odasında yer ayırtarak istirahate çekildik.Bombardıman sürmesine rağmen uykusuzluktan gözlerim kapandığı için artık bomba seslerine aldırış etmeden uyudum.Sabah namazı için kalktıktan sonra Türkiye’ye doğru rehber eşliğinde yola çıktık.Yol boyunca yanan ormanların ve tarlaların video ve resimlerini çektim.2 saatlik yolculuk sonucunda sınır’a Türk Askerlerinin olduğu bölgenin yakınlarına bırakıldım.Sonrasında askerlere Türk vatandaşı ve gazeteci olduğumu söyleyerek gazeteci kimliğimi gösterdim.Sonrasında resmi işlemlerin ardından deport aracı ile ilçe merkezine getirilerek Jandarma İlçe Komutanlığı tarafından hakkımda idari para cezası kesilmesi ile aynı akşam otobüse binerek istanbul’a geldim.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir