Vuslat’ın Köprüsü:Hicret

Hicret; tası tarağı alıp yollara düşmek olarak bilinse de, asıl manasıyla maddi ve manevi olarak iki kısma ayrılır. Bedenen yapılan bir ibadetin yanı sıra hicret; imanın, Allah’a ve Rasûlüne teslim oluşun, Allah yolunda dünyalıklardan ve can saydıklarından vazgeçerek fedakarlık yapışın, yalnızca Allah rızasını seçmenin bir göstergesidir. Küfre ve onların azgın temsilcileri tağutların hükmüne boyun eğmemenin, iman uğruna her zorluğu göze almanın adıdır. Yani hicret bedenen yapılan bir ayrılmanın yanı sıra, dil ve kalp ile de gerçekleştirilebilen bir ayrılma şeklidir.

Hicret olmuş bitmiş tarihsel bir vaka değildir. Her zaman, her an,  her yaşta ve her mekanda yaşanabilen bir ibadettir. Müslümanın hayatı, kesintisiz bir hicret ve sürekli bir cihaddan ibârettir. Bu bir mekana ya da zaman dilimine sığdırılamaz.  Bizler hicreti tüm boyutuyla anlamalı ve Resullerin yapmış olduğu hicrete sahip çıkmalıyız. Peygamber mesleğinin değişmeyen mesaisidir hicret. Onların ilk hicreti yerin ve göğün Rabbi, her şeyin hükümdarı, tek ilah olan Allah’a idi. Bütün ideolojilere, beşeri kanunlara, sahte ilahlara, şarlatan hacılara- hocalara, Allah’a muhalif olan bütün düzenlere- düzenbazlara karşı Rabbani yola yönünü çevirmekti. Hakkı getirip batılı zayi etmekti yapılan ilk hicretleri..

Hicretin fısıltılarını bize ilk olarak Müzzemmil suresi 10.ayet naklediyor. (Onların söylediklerine sabret ve yanlarından güzellikle ayrıl.)

Hicret; hayatın hayat olduğunu zerrelere kadar fark ettiren bir çift kanattır.

Hicret; kanatları takarak bilinmeyen mintanlarda seyyah olmaktır.

Hicret; yarını bilmeden geçmişi ve bugünü yarına değiştirmektir.Maddi güçler karşısında maneviyatın zafer kazanmasıdır…

Hicret;En sevileni sevilenlere tercih etmektir.Gerçek bir yar için diyardan vazgeçişin zorlu ve meşakkatli yoludur.

Ve bu hicret;bütün nebavatı yoktan var eden, onları muazzam bir nizamla donatıp kulluk için, kendisine muhakeme için imtihan meydanı dünyaya hicret ettiren ve oradan da tekrardan kendisine hicret ettiren Allah (svt) için ise…Bu hanif din olan ve uğrunda şehitler verilen İslam dini için ise….İşte bu hicret Allah’ın razı olduğu hak olan hicretin ta kendisidir. Bu hicretin içerisinde acı ve tatlının karıştığı  çok farklı, tarif edilemez bir tat saklıdır.

Hicret bir yolculuktur. Hiçbir yolculuğa azıksız çıkılamaz. Bu yolculuğunun azığı ise sabırdır… Sabrı omuzlarına yüklemiş olarak çıkacaksın yola. Öyle yapacaksın ki, güçlü olabilesin. Yolda ayaklarını kanatan dikenlere aldırış etmeden muhacir olmaya devam edebilesin.

Aşkı omuzlayıp yollara düşmenin duygusu bir başkadır. Müzzemmil suresi 10. ayete boyun eğmek, onun karşısında iki büklüm olmak bir başkadır.

21. yüzyıl cahiliyye devrinin gurabaları olan muvahhidler her türlü baskı ve eziyeti, zindanları ve psikolojik çöküntüleri göze alarak hicreti kuşandılar. Demokrasiden tevhide, müşrik medresesinden temsil-i darul erkam’a, atalar dininden Resuller dinine derken hicretin farklı merhaleleri her daim hayatlarının öncelik sırasında yer aldı ve almaya da devam ediyor.

“Muhâcir, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzaklaşan ve onları terkeden kimsedir.” (Buhârî, İman 4, Rikak 26; Ebû Dâvud, Cihad 2)

Bir tarafta batıldan hakka, kurtuluşa, aydınlık düşüncelere, huzura, cennete doğru rota çizilmiş hicret varken. Diğer bir tarafta haktan batıla dönmüş, nefsi uğruna hertürlü pisliğe mübtela olunmuş, huzursuzluğun olduğu, tağutun karanlıklarına doğru sürüklenen bir hicret var. Ve her iki tarafın yolcuları da biliyor bir hicretin muhacirleri olduklarını…

Yazıklar olsun haktan batıla hicret edene

Yazıklar olsun Hakk’a itaatten nefse hicret edene

.Bir adam, Rasûlullah (s.a.s.)’a sordu: “Yâ Rasûlallah, hangi hicret daha fazîletlidir?” Allah’ın elçisi buyurdu ki: “… Allah’ın yasakladığı/haram kıldığı şeyleri terk etmendir.” (Nesâî, Biat 12, hadis no: 4148; Ebû Dâcvud, Vitr 12, hds. 1449, Dârimî, Salât 135, hads 1431)

Küfür sözünün sarf edildiği bir ortamdan başka bir ortama geçmekte hicrettir. Yapılması planlanan kötü bir işten vazgeçip o işi iyi olana çevirmekte bir hicrettir.

Evet, anne karnından çocukluğa, çocukluktan ergenliğe, derken yaşlılık ve ölüme doğru uzun süren bir hicret..Sonrasında kabire hicret, kabirden berzaha, berzahtan sırata, sırattan hicretin son bulacağı cennet yahut cehenneme doğru devam eden bir hicret. Anlaşılıyor ki aslında insanoğlunun yaşamı bir hicret üzerine kurulmuş. Farkında olsakta olmasakta bizler devamlı bir hicret içerisindeyiz.

Kişi haramdan, nifaktan, şirkten hicret etmedikçe yaptığı amellerin ecrini yaratıcıdan bekleyemez. Bedenen yaptığı hicret ise ona mükafat değil gittiği yere külfet olacağından ötürü kendisine de rahmet değil zahmet boyutuna gelir. Çünkü o kişi kendisiyle beraber gittiği yere de şirkini götürerek daha büyük bir vebal altına girmiştir. O yüzden önce kendi iç alemimizde yapılması gereken hicretlerimizi yapmalıyız ve böylelikle daha dayanıklı bir hicretin yolcusu oluruz.Tâgûtî iktidarların baskısı ve çevre şartları sebebiyle, İslâmî bir hayat yaşayamayan her birey, reddetmekle emrolunduğu tağutun ordusuna katılmaya ve küfrün artmasına zorlanan  her bir birey hicret etmek zorundadır. Rabbim bu olayı da kitabında bize şu şekilde bildiriyor; “Öz nefislerinin zâlimleri olarak canlarını alacağı kimselere melekler derler ki: `Ne işte idiniz? (İslâm için ne yapıyordunuz?)’ Onlar: `Biz yeryüzünde (İslâm’ın emirlerini tatbikten) âcizlerdik’ derler. Melekler de: `Peki!.. Allah’ın arzı (yeryüzü) geniş değil miydi? Siz de oradan (İslâmî bir hayat yaşayamadığınız yerden) hicret edeydiniz ya!’ derler. İşte onların durağı (varacağı yer) cehennemdir. O ne kötü bir yerdir. Erkeklerden, kadınlardan, çocuklardan zaaf ve acz içerisinde bırakılıp da, hiçbir çareye gücü yetmeyen ve (hicrete) bir yol bulamayanlar müstesnadır. Zira onlar (acz ve zaaf içerisinde olanlar) Allah’ın affedeceğini umabilirler?” (4/Nisâ, 97-99)

Gerek İslam topraklarına olsun, gerekse islamı rahatça yaşayabileceği başka bir diyar olsun, kişinin hicret etmeye gücü yettiği vakit bulunduğu o baskı diyarından vazgeçmeli ve oradan hicret etmelidir. Vazgeçmelidir ki daha huzurlu bir ortamda inancını daha rahat yaşayabilsin. ‘’Kavuşabilmekle terkedebilmek doğru orantılıdır. Kavuşabilenler, terkedebilenlerdir. Terketmeyi göze alamayanlar kavuşmanın hazzına eremeyeceklerdir.’’ Bu nedenle kavuşma isteğimiz ne kadar çok ise terk etme girişimimiz o kadar kolay olur.

Bizler hanif dine yönümüzü çevirerek batıl olan her şeyden, yanlıştan, küfürden, şirkten, bid’at’ten, haramdan hicret etmeliyiz. Yani ayrılmalıyız, göç etmeliyiz, terk etmeliyiz. Yaşadığımız dönemin şartlarının gerektirdiği muhâcirler ve ensârlardan olmak mecbûriyetindeyiz. İşte bunun davasıdır hicret. İşte bunun adıdır hicret.

Ve bu merhale aşkı, sabrı kuşanarak seyyahı olmaktır yolların.. Yollara düşmüşken aklın geçmişe kayar, arkada bıraktıkların aklına düştükçe kalbini orta yerinden sızlatır ve uzleti bütün hücrelerinde yaşarsın. Aynı şekilde gelecek düşer aklına. Yaşama vaktinin ne zamana kadar olduğunu bilmediğin ama hayallerle süslenmiş bir gelecek. Belki istediğin yere,istediğin kişilere ya da istediğin yaşama gitmenin heyecanı sarar benliğini ve bedenini…Bedeninde hissedersin o coşkuyu. Heyecandan ellerinin titrekliğine takılır gözlerin. Ve gözlerinin ışıl ışıl parlaması bir başka olur. Dilinde terennüm olur hicret ayetleri.. Ve hepsi birer birer sıraya girer. Ayrı bir coşkuyla.. Ayrı bir ses tonuyla dudaklarına düşerken, kalbinin ritmi sanki bir melodi misali eşlik eder bu olaya..

*Her kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de bulur. Her kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek maksadıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, kuşkusuz onun mükafatı Allah’a düşer. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Nisa/100)

*Hicret edip, cihad edenlere gelince, işte onlar, Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Bakara/218)

*Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, elbette Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır (Hac/58)

*Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, biz dünyada mutlaka onları güzel bir yere yerleştiririz. Halbuki bilirlerse ahiretin mükafatı elbette daha büyüktür.(Nahl/41)

*İman edip de hicret edip, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Allah katında en büyük dereceye sahiptirler. İşte bunlar murada ermiş olan mutlu kullardır. (Tevbe/20)

*Rableri onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler… Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükafat Allah katındadır”. (Al-i İmran/195)

Bunun üzerine ona sadece Lut iman etti. (İbrahim) de dedi ki: “Ben Rabbime hicret edeceğim. Şüphe yok ki O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Ankebut/26)

Kalbin ritmi bu ayetler arasında inişli çıkışlı bir hal alırken, dudaklardan dökülen bu ayetler bize hangi hakikatleri fısıldıyor?

Bilmediğimiz ötelerde bizi bekleyen ne var? Bir ses bize ‘’uykudan uyanın ve gelin!’’ mi diyor? Hicreti nerede aramalıyız?  ‘’…islamın gereğini nerde rahat söylemek ve yaşamak mümkün ise oralara hicret edin’’ ayeti neyin tecellisi…? Hicreti ilk olarak içimizde arayalım. İçimizdeki aleme hicret edelim. Ve görelim orada sıkışıp kalmış benliklerimizi…Yalanları, gerçekliği, samimiyeti, arzuları, imanı ve hakikati..Kendimizi arayalım kendimize yaptığımız hicretin derinliklerinde.. Yüreğimize Muhacirce giderken acaba Ensarca karşılayabilecek miyiz kendi benliğimizi?.. Acaba oralarda biz kalmış mıyız bakalım. Diktalar tarafından zincire vurulmuş ruhlar saklıysa orada sabır azığımızı ve cihad/kıtal lütfunu devreye geçirecek imana sahip miyiz acaba?…

‘Maddeden manaya,nefsinden kalbine, cisminden ruhuna, dış şatafatlardan vicdanındaki ihtişama, özünden özüne hicrette başarılı olanlar, öbür hicret ve ötesinde de başarılı olurlar. Bunu tam temsil edemeyenler, çok defa diğer hicret ve ona bağlı olanları da kusursuz temsil edemezler.’Ruhumuzun derinliklerinde sıkışmış benliğimizi bulup çıkardığımız vakit hicretimiz zafer kazanmıştır ve sonrasında daha büyük hicretleri talep ederek samimiyetimizi sırtlanalım. Bütün bâtıl ideolojileri, tâğutî düzenleri, câhiliyye âdet ve anlayışlarını, islâm dışı tüm dünya görüşlerine ‘’la’’ deyip ayrılan, onları terkeden, tâğuttan kaçınan kimsedir muhâcir ve bu eylemlerdir hicret.  Ve hepimizin içinde yanan, beklenen ve özlenen hicrettir darul küfürden darul islama hicret. Şimdi üzerinde yaşanılan ülke, Mekke’ye/Dârulharbe benzemiyor da Medine’ye mi benziyor yoksa? Elbette ki Medine’nin özlemi içerisindeyiz.

Hicret; her isteyene nasip olamayan ulvi bir kazanç…

Hicret; yanan yüreklere serpilen manevi su damlası…

Hicret;bütün peygamberlerin ve onlara tabii olanların ortak kaderidir…

Hicret; Allah (svt) için candan, maldan vazgeçişin adıdır.

Hicret; bütün tabuları yıkmak, güçlenmiş putları kırmaktır.

Hicret; fani olanların terk edilebileceğini anlayıp Baki olana sımsıkı sarılmadır.

Ey Hicret! Bizi de dirilt her hecenle.. Aç sırlarını en çıplaklığıyla.. Ve sen bizden hicret etme. Muhacir kıl bizi, Ensar kıl, bir bedir kıl, kıtal kıl. Ama bizden hicret etme bizim içimize hicret et.

Ve söylediğimiz son cümle;

‘’…Ben Rabbime hicret edeceğim. Şüphe yok ki O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Ankebut/26) olsun.

Avatar
Buket Kent hakkında 2 makale
Kalemimi yeri geldiğinde kurşun, yeri geldiğinde ise rota olarak kullanmaktan çekinmem. ''Tağutlar mı???'' Onlardan yana korku duysaydım elime kalemi hiç alamazdım. Rabbimin izniyle küfre karşı isyan kokan kıyafetim ve sadece hakkı yazan kalemimle ortadayım. (Buket Kent)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.