Baharın Gelişi İmanın Gidişi Olmasın

Baharın gelişini cemrenin toprağa düşüşüyle başladığını bir çoğumuz biliriz. Eski takvimlerdeki Arapça karşılığı “Cemre-i ula beheva”, “Cemre-i saniye beab” olarak geçen ve baharın müjdecisi anlamlarına da gelen bu kelime Mayıs ayının ilk haftalarında yerini Hızır günlerine bırakır. 186 gün süren Hızır günleri İlk bahar ve yazın yaşandığı zaman dilimidir.  Kurumuş dalların can bulduğu tomurcukların mısır patlaklarını andıran görüntüleri ve akabinde yaprak ve çiçeklerin yeniden yeşermeleri İnsanoğlunu da derinden farklı bir etki altına sokar. Bu mevsimde mütebessim yüz ifadeleri açıkça görülür kış günlerine nazaran biraz daha coşku ve neşeyle dolarız.

Bu güzellikler Yaratıcının insanoğluna sunduğu nimetlerdir ve her anı tefekkür kaynağıdır aslında. Aldığımız her nefesin bir şükrü olduğunu düşündüğümüz de Yaratana her saniye ne kadar borçlandığımızı da bilmeliyiz.

Günümüzde bazı kesimler Ilıman havaları fırsat bilerek sözde medenileşme yolunda  hızla ilerliyorlar. Avrupai yaşantılarına giyim ve kuşam özentilerini de katarak asrın modası gördükleri çıplaklığı yaşama gayretine girenlerin sayısı günden güne artıyor.

Sıcaklıkların daha da arttığı günlerde erkeklerin kadınlardan daha hayalı olduklarını düşünmüyor değilim.  Öylelerini görüyoruz ki aslında üstsüz çıkacaklar sokağa ama bir üstsüz gezeni henüz göremediler birisi çıksa cesaret alıp atacak kendini dışarı o derece hazır çıplak gezmeye. Sağına baksan aynı soluna baksan aynı sokaklar günah günah diye atıyor adeta. Dekolte diye sınıflandırılan avuç içi kumaşlı elbiseler bedenini sergilemekten çekinmeyelerin yüzünü güldürüyor. Bir zamanlar pantolonlu bir bayan gördüğümüzde şaşırır erkeğe has bir kıyafetin kadında olmasını zıtlık olarak nitelendirirdik, sonraları tamamen Jean pantolonlara geçildiği  günleri görüp alıştık ama artık bunlarda geride kalmış, çünkü eskisi gibi pantolon giyme uğraşından da kurtulmuş bir çoğu çünkü artık tayt modası var.

Tayt bizim çocukluğumuzda annelerin çocuklarına kışın üşümesinler diye giydirdikleri likralı (esnek)  vücudu saran sıcak tutan bir içlik kıvamında yine yatarken sıcak tutar düşüncesiyle giyilen bir iç giyimiydi. Görüyoruz ki üşengeç nesil taytla yatıp taytla kalkmaya sokağa da taytla çıkmaya alışmış. Öyle ki utanılmasa tayt giymeyene bayan demeyecekler. Vücudu sıkıca sarmış bir tayt giymeden kalça ve basenleri açığa çıkarmadan göğsü açıp omuzları düşürmeden de medeni olunabileceğini inşallah bilen gençliğimizde var şükür, olmaya da devam edecek. Bu arada birçoğumuzun dikkatini çeken mevzulardan biride yeni dünyaya gelen bebeklerin konuşmaya başlamalarıyla ne kadar akıllı ve uyanık olduklarını görmemizdir. İlk okula yeni başlayan 5 yaşındaki bir sübyan kız – erkek arkadaş ilişkisine cinsel boyutta bakmasıyla sevgi, aşk gibi cümleler kurmasıyla şaşkınlığımıza şaşkınlık katıyor. Yayınlanan dizi, film, belgesel ve reklamlarda subliminal mesajlarla zihinlerimize nelerin kazındığını fark edemediğimiz gibi çocuklarımıza da zararsız gördüğümüz ve ilgisini çektiğini düşündüğümüz çizgi filmleri seyrettiriyoruz. Daha bebekliklerinden başlayan çocukluk ve gençlik dönemlerinde doruğa ulaşan bu zihinler maneviyata uzak şehvete düşkün hale geliveriyorlar. Sokaklardaki başıboşluk özendiricilik ve günahın güzel gösterilme çabaları zayıf nesli zehirliyor.

Sabah evinden rızkı için çıkan biri işine varıncaya kadar gözünü günah ile doldurur hale geldi. Göz zinası Hafızaları zayıflatan, maneviyatı bitiren, huzuru yok eden sebeplerin başında geliyor.

Hani medrese eğitimi almış bir zât’a soruyorlar, hafızanız nasıl bu kadar kuvvetli diye o zâtta:  “Biz medreseye ilk gittiğimizde bize sürekli ayaklarımızın ucuna bakmayı öğrettiler ki zihnimiz olur olmaz şeylerle kirlenmesin.” Diyor. Başları öne eğip ayak ucuna bakmanın sağa sola bakmaktan daha eftal olduğu günümüz,  gençliğimizi neslimizi ve geleceğimizi adeta pisliğin içine sürüklüyor. Her eve giren  televizyonlar yayınladığı dizilerle özendiriciliği geride bırakıp, fuhşiyata dair alenen işleyişi ve aracı yolları anlatmaya başladığı şu zamanda uyanık olmalı dikkatli davranmalı ve çocuklarımızla yakından ilgilenip maneviyatlarını sağlamlaştırmalıyız ki göçüp gittiğimizde ardımızdan bir Fatiha okuyan hayır dua alan ve edenlerimiz olsun.

Ümit CABBAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir