Müslüman terörist olmaz mücahid olur

mustafa_celikMü’min insanlar için cihad, ibadet cümlesindendir. Yöresel ve küresel tağutlar, Firavunlar, Nemrudlar, Mürted ve Harbiler tarafından işgal ve istilâ edilmiş İslâm topraklarını savunmak, İslâm’ın ve Müslümanların istiklali için mücadele etmek, bir ibadettir.  Bu ibadete itiraz edenler, hayatlarını cahili statükoya hibe edenlerdir.
Cahili statüko,“uydum kalabalığa, doydum alabalığa” mantığıyla hazıra rıza göstermek, kolaycılığı tercih etmek, olumlu değişimlere ve onurlu dönüşümlere direnmek ve özellikle risk ve özveri gerektiren gayretlere hiç girişmemektir. Oysa ki Müslüman olmak, putlar ve tabular sistemine karşı ölüme dek mücadele başlatmaktır. Genelde İslâm coğrafyasında özelde ise ülkemizde putlara ve tabulara tutunmuş olanlara karşı mücadele başlatmak, bütün zamanlarda ve mekânlarda Müslümanların azad kabul etmez asli görevleridir.
Müslüman insan, İslâm ile mukayyed olan insandır. Allahû Teâla kendi yolunda mücadele eden mü’minlere mücahid demiştir. “Mücahidin” kavramı, kulluk kitabımız Kur’an-ı Kerim’de geçen bir kavramdır. Rabbimiz buyuruyor:
“Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- Kaidun/oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda Mücahidun/cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine de güzellik (cennet) vadetmiştir; ama mücahidleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” (Nisa Sûresi/ 95)
Dikkat edilirse, Allah yolunda Allah için Hükmüllah’ı hayata hâkim kılmak için cihad edenlere Allah Teâla “Mücahidin” ismini vermiştir. Allah’ın bu isimlendirmesini beğenmeyip fitne ve fesada karşı ayaklanan, keyfî, küfrî ve cebrî düzenlere karşı kıyam eden Müslümanları, fitneci, huzur bozucu, terörist ilan etmek, firavunların karakteridir. Allah yolunda cihad eden mücahidlere terörist diyenler, Firavunların adetlerini ihya edip devam ettirenlerdir. Rabbimiz haber verip hatırlatıyor:
“(Firavun), etrafındaki ileri gelenlere: “Muhakkak ki bu (Musa), gerçekten bilgin bir sihirbazdır.” dedi.” (Şuara Sûresi/ 34)
“Firavun dedi ki: “Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.” (Mümin Suresi, 26)
Görüldüğü gibi, Firavun şöyle bir iddiada bulunuyor: “Bu adam (Musa) bilgili bir sihirbazdır ve sizin dininizi değiştirecek.” Din bir hayat tarzıdır, din bir yaşam biçimidir. Din yönetimin işleyiş biçimidir. Yani Firavun diyor ki, “o sizin hükümdarınızı değiştirecek, siyasetinizi, yaşam biçiminizi, kültürünüzü, medeniyetinizi, ekonomi anlayışınızı, kılık-kıyafet anlayışınızı, eğitim düzeninizi değiştirecek!” Yani, “ben onun sizi bana ibadetinizden koparıp, kendi Rabbine ibadete götüreceğinden korkuyorum,” diyordu. “Sizi benim arzularımı gerçekleştirmenizden, bana kulluktan çıkarıp, kendi Rabbinin arzularını gerçekleştirmeye götüreceğinden korkuyorum,” diyordu.
Demek ki Firavun, Mûsâ’nın bunları değiştirmek üzere geldiğini biliyordu. Biliyordu ki peygamber içinde bulunduğu topluma uymak için gelmez. Biliyordu ki peygamber uzlaşmacı değildir. Biliyordu ki peygamber yeryüzünde Allah’ın istediği hayat tarzını gerçekleştirmek üzere gelirdi. Biliyordu ki peygamber kesinlikle yeryüzünde Allah’ın kullarının Allah’tan başkalarının kanunlarına itaat ederek, Allah’tan başkalarının arzularını gerçekleştirerek Allah’tan başkalarına kulluk etmelerine asla razı olmayacaktı. Biliyordu ki, peygamber yeryüzünde Allah’ın hâkimiyetini gerçekleştirmek ve Allah berisinde tüm tâğutların hâkimiyetlerine son vermek üzere gelmektedir.
Firavun bunu çok iyi biliyor ve korkuyordu. Fakat her sahtekâr politikacı gibi, kendi iktidarının, kendi egemenliğinin elden gideceğini söylemiyor da, “ey ahali, dikkat edin bu adam sizin dininizi, sizin hayat programınızı, sizin sisteminizi değiştirmek, sizin huzurunuzu kaçırmak istiyor. Bırakın beni de onu öldüreyim!” diyordu. “Ben kendimi değil, kendi saltanatımı değil, kendi iktidarımı değil sizleri düşünüyorum. Zira o bir vatan hainidir. O bir vatan düşmanıdır. O sizin düşmanınızdır” diyerek çevresindekilerin desteğini almaya çalışıyordu. “Kendim için istiyorsam namerdim! Onun yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum,” diyor.  Peki acaba Firavun’a göre fesat nedir? Firavun’a göre fesat, kendi düzeninin bozulmasıdır. Firavun’a göre fitne, kendi egemenliğinin sarsılması, insanların kendisine kulluğunun bitmesidir.

Hâlbuki fesat, yeryüzünde yeryüzünün sahibi olan Allah’ın koyduğu düzenin bozulmasıdır. Yeryüzünde en büyük fesat kulların kullara Rabliği ve kulluğudur. Kendisini yaratıcısına kulluk makamından indirip ya kendi kendisine ya da kendisi gibilere kulluğa yönelten kişi yeryüzünde en büyük fesadı gerçekleştirmiş demektir. Bu, tüm Tâğutların, Azmanların, Firavunların, Nemrudların, Allah’a hâkimiyet hakkını tanımayan, Allah’a söz hakkı vermeyen, yeryüzünde Allah sisteminin uygulanmasına geçit vermeyen, yeryüzündeki Allah kullarının, Allah’a kulluğunu engelleyerek kendilerine kulluğa çağıran tüm tâğutların iddiasıdır. Ne zamanki kendi ilahlıklarını bitirecek bir hareket görürlerse, hemen düzen elden gidiyor, fesat çıkarıyorlar diye feryadı basarlar. Hâlbuki esas fesat, esas bozgunculuk, yeryüzünde Allah kullarının Allah’tan başkalarına kulluk etmesidir. Esas fitne, yeryüzünde Allah’ın kullarının kendi hür iradeleriyle kime kulluk edeceklerine, kimin kanunlarına itaat edeceklerine karar verme haklarının ellerinden alınmasıdır. İnsanları zorla kendi kanunlarına uyarak kendilerine kulluğa zorlamaktır. İşte asıl fitne, asıl fesat budur.
Firavunların Müslümanlar hakkındaki kararlarına, yaftalamalarına iltifat ve itibar etmek, Allah’ın dinini inkâr etmektir. Allah’ın tespit ve tayin ettiği hududlar dâhilinde kalmayan, kendilerini hak ve hukuk ile mukayyed görmeyenler, bila şekü şüphe teröristtirler. Meselâ günümüzde Allah’ın ıslah ettiğini ifsad eden laikçiler, hakiki birer teröristtirler. Şunu bilelim ki; Atalar dininin siyasi faturası, putlara ve tabulara dayanan sistemin bekçiliğini yapan mukaddes devlet tasavvurudur. Mukaddes devlet tasavvurundan yola çıkarak herkesi devletin kulu ve kölesi kılmaya çalışanlar, Firavunlara sihirbazlık yapanlardır. İşte teröristler bunlardır. Mücahidler ise, İslâm coğrafyasını ve memleketimizi bunlardan kurtarmaya çalışanlardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir